
Ormanın derinliklerinde, sırtınızdaki o ağır çantayla saatlerce yürüdükten sonra boğazınızın kuruduğunu, dudaklarınızın çatladığını hissedersiniz. Mataranızdaki son damlayı çoktan tüketmişsinizdir ve karşınıza kayaların arasından süzülen, cam gibi berrak bir dağ deresi çıkar. Eğilip yüzünüzü o buz gibi suyla yıkadığınızda, içinizden avuçlarınızı doldurup kana kana içmek gelir. Şehirli içgüdünüz size o suyun musluk suyundan bin kat daha temiz olduğunu fısıldar.
İşte kampçılıkta en ölümcül hatalar bu fısıltıyla başlar. Doğada “Berrak Su”, “Temiz Su” demek değildir. Sizin o kristal parlaklığında gördüğünüz su damlasının içinde; Giardia lamblia gibi ağır bağırsak enfeksiyonlarına yol açan parazitler, bakteriler ve hayvan dışkılarından süzülen patojenler cirit atıyor olabilir. Eğer o suyu arıtmadan midenize indirirseniz, kampınızın ikinci gününde başlayan şiddetli kramplar, kusma ve dehidrasyon sizi helikopterle kurtarılacak bir hayatta kalma senaryosunun başrolüne sürükler. Bu rehberde, doğanın bize sunduğu suyu okuma sanatını, kamp ateşinden aldığımız kömürle kuracağımız ilkel ama kusursuz filtreleme katmanlarını ve mikroskobik katilleri yok eden kaynatma protokollerini adım adım, bir kimyager hassasiyetiyle işliyoruz.
Kaynağı Okuma Sanatı: Güvenli Su Nerede Saklanır?
Suyu arıtmadan önce, doğru suyu bulmanız gerekir. Durgun sular, göletler ve üzeri yeşil alglerle (yosun) kaplanmış su birikintileri, doğanın “Bakteri Kuluçka Makineleri”dir. Buralardan su almak her zaman en son çareniz olmalıdır. Suyun her zaman hareket edeni, yani oksijenle temas edeni makbuldür.
Ancak akan bir dere bulduğunuzda bile suyu hemen mataraya doldurmayın. Öncelikle suyun akış yönünün “yukarısına” doğru (upstream) en az yüz metre yürüyüp keşif yapın. Suyun içine düşüp ölmüş bir hayvan leşi, akıntıya karışan bir maden/tarım atığı veya yukarılarda kamp yapan bilgisiz kampçıların atıkları var mı? Eğer su kaynağınız yaz sıcağında kurumuş bir dere yatağıysa, umutsuzluğa kapılmayın. Dere yatağının en çukur, en gölgeli ve bitki örtüsünün en yeşil kaldığı noktasını tespit edin. O noktayı küreğinizle veya sağlam bir çubukla yarım metre kadar kazın. Açtığınız o çukura yavaş yavaş, toprağın kendi filtresinden süzülmüş, bulanık ama taze yeraltı suyunun dolduğunu göreceksiniz.
Bushcraft Kimyası: Kamp Ateşiyle Kurulan Doğal Filtre
Suyu buldunuz ama su çamurlu, içinde yapraklar ve tortular yüzüyor. Bu suyu doğrudan kaynatmak veya içine kimyasal tablet atmak işe yaramaz; çünkü bakteriler o çamur partiküllerinin içine saklanarak kimyasallardan ve ısıdan korunurlar. Suyu arıtmadan önce onu mutlaka “Mekanik” olarak süzmeniz, yani berraklaştırmanız gerekir. Yanınızda modern bir filtreniz yoksa, doğa size ihtiyacınız olan her şeyi sunar.
Yanınızdaki boş bir pet şişenin altını kesin (veya bir tişörtün kolunu bağlayıp huni yapın). Şişenin kapağını delin ve ters çevirin. İlk katmana, suyun hızını kesmek ve en ince tortuları tutmak için temiz bir bez, pamuk veya kuru yosun yerleştirin. İkinci ve en hayati katman “Aktif Karbon” katmanıdır. Dün gece yaktığınız kamp ateşinin soğumuş beyaz küllerinin altından o simsiyah, sert odun kömürlerini toplayın, ezin ve şişenin içine kalın bir tabaka halinde dökün.
Kömür, doğadaki en muazzam zehir emicidir (absorban); suyun içindeki ağır metalleri, kötü kokuyu ve tarım ilacı kalıntılarını bir sünger gibi emer. Kömürün üzerine sırasıyla ince kum, kalın kum ve en üste de iri çakıl taşları dizin. Çamurlu suyu bu katmanların üzerine yavaşça döktüğünüzde, yerçekimi suyu ağır ağır aşağı çekecek ve kapağın deliğinden bardağınıza berrak, kokusuz ama hala içinde bakterilerin yaşadığı “Ön Filtrelenmiş” su damlayacaktır.
Termodinamiğin Kesin Çözümü: Kaynatma Protokolü
Elde ettiğiniz o berrak suyu güvenle içmenin en ilkel, en ucuz ve %100 garantili tek yolu onu kaynatmaktır. Hiçbir patojen, virüs veya bakteri (Hepatit A dahil) yüksek ısıya dayanamaz. Ancak “Su ısındı, hadi içelim” demek büyük bir hatadır. Suyun içindeki o mikroskobik düşmanları yok etmek için suyun “Fokur fokur” (Rolling Boil) kaynaması, yani iri baloncukların yüzeyi şiddetle patlatması gerekir.
Deniz seviyesinde suyun 1 dakika boyunca bu şekilde şiddetle kaynaması, tüm patojenlerin ölmesi için yeterlidir. Ancak dağcılıkta ve yüksek irtifa kamplarında fizik kuralları değişir. 2000 metrenin üzerine çıktığınızda atmosfer basıncı düştüğü için su 100 derecede değil, 90-93 derecelerde kaynamaya başlar. Düşük ısı, bakterilerin daha uzun süre hayatta kalması demektir. Bu yüzden yüksek irtifada suyunuzu en az 3 dakika boyunca fokurdatarak kaynatmak zorundasınız. Kaynatılmış suyun içindeki oksijen uçar ve tadı “ölü, yavan, demir gibi” olur. Suyu soğuttuktan sonra, iki matara arasında yüksekten dökerek birkaç kez havadan süzdürürseniz, su yeniden oksijenle buluşacak ve o taze, canlı dağ suyu tadına kavuşacaktır.
Modern Zırhlar: Membran Filtreler ve Kimyasal Tabletler
Eğer “Ben odun kömürüyle uğraşamam, ateşi bekleyecek vaktim yok” diyorsanız, sırt çantanızda modern bilimin nimetlerini taşımak zorundasınız. Günümüzde “Hollow Fiber Membrane” (İçi boşluklu fiber membran) teknolojisine sahip olan portatif filtreler (Örn: Sawyer Squeeze veya Lifestraw), içlerindeki 0.1 mikronluk mikroskobik deliklerden suyu geçirirler. Bu delikler o kadar küçüktür ki, su molekülleri geçer ama Giardia, E. Coli veya Salmonella bakterileri [1] bu deliklere sığmayıp takılır. Bu filtreleri doğrudan dereye daldırıp pipet gibi içebilir veya kirli su torbasını sıkıp temiz mataranıza suyu doldurabilirsiniz. Ancak unutmayın, bu filtreler virüsleri (bakteriden 100 kat daha küçüktürler) ve kimyasal zehirleri filtreleyemezler.
Diğer bir alternatif ise Klor Dioksit veya İyot bazlı “Su Arıtma Tabletleri”dir. Bu haplar, suyun içine atıldığında yavaş yavaş eriyerek patojenlerin hücre duvarlarını parçalar. İnanılmaz hafiftirler, çantanızda hiç yer kaplamazlar. Ancak acil durumlar içindir çünkü kimyasal reaksiyonun tamamlanması için suya attıktan sonra en az 30 dakika, su çok soğuksa 4 saate kadar beklemeniz gerekir. Üstelik suyu içtiğinizde yoğun bir “havuz suyu” veya “çamaşır suyu” tadı alırsınız. Bushcraft baristasının gizli tüyosu ise şudur: Bekleme süresi tamamen bittikten sonra (kimyasal görevini yaptıktan sonra) mataranızın içine bir çimdik C Vitamini tozu (veya askorbik asit) eklerseniz, o iğrenç kimyasal tat saniyeler içinde nötralize olur ve suyunuz pınardan yeni akmış gibi lezzetli hale gelir.
Son Söz: Susuzluktan Korkun Ama Acele Etmeyin
Doğada susuz kalmak, insan psikolojisini en hızlı çökerten şeydir. Susuzluk hissi başladığında, aklınız mantıklı düşünmeyi bırakır ve gördüğünüz ilk su birikintisine dudaklarınızı dayama dürtüsü sizi ele geçirir.
İşte hayatta kalma ustası ile acemi arasındaki fark o an ortaya çıkar. Usta, susuzluktan boğazı kurusa bile ocağını yakar, filtresini kurar ve suyun arınmasını ocağın başında sabırla bekler. Doğada acele etmek, genellikle daha büyük bir felakete davetiye çıkarmaktır. Suyunuz her zaman ateşten geçmiş, filtreniz her zaman çantanızda olsun.
Mideniz güvende, deponuz dolu kalsın.



