
Kampçılıkta enerjinizi tüketen şey sadece uzun yürüyüşler veya odun kırmak değildir; yanlış dinlenmek de sizi yorar. İnsan anatomisi, saatlerce bir çukurun içine gömülerek oturmaya uygun değildir. Piyasada satılan standart “şemsiye tipi” katlanır sandalyelerin en büyük tasarım hatası, oturma yüzeyinin kalçanızı dizlerinizden daha aşağıda tutmasıdır. Dizleriniz kalçanızdan yukarıda kaldığında, tüm vücut ağırlığınız doğrudan bel omurlarınıza (L4-L5 bölgesine) biner. Birkaç saat içinde o bölgedeki diskler sıkışır ve kampın geri kalanını belinizi tutarak geçirirsiniz.
Doğru bir kamp sandalyesi seçmek, tıpkı doğru bir yürüyüş botu seçmek kadar ciddiyet ister. Bu seçim, kamp alanına nasıl ulaştığınızla (araçla mı, yürüyerek mi?), zemin yapısıyla ve kilonuzla doğrudan bağlantılıdır. Havacılık alüminyumundan yapılan ultra hafif modellerden, sırtınızı bir duvar gibi destekleyen yönetmen koltuklarına kadar uzanan bu geniş yelpazede, kendi vücudunuza ve kamp tarzınıza en uygun zırhı bulmanın kurallarını deşifre ediyoruz.
1. Lojistik Gerçekler: “Yönetmen Koltuğu” mu, “Örümcek Sandalye” mi?
Sandalye seçimindeki ilk ve en keskin viraj, lojistiğinizdir. Eğer kampa aracınızla gidiyorsanız (Car Camping) ve sandalyeyi arabadan indirip sadece 10 metre taşıyacaksanız, hafiflik sizin için bir kriter olmamalıdır. Bu durumda tercihiniz mutlaka “Yönetmen Koltuğu” (Director’s Chair) tarzı, gergin kumaşlı ve kolçaklı modeller olmalıdır. Bu sandalyelerin kumaşı bir davul derisi gibi gergindir, içine gömülmezsiniz. Sırt açısı diktir, yemek yerken midenizi sıkıştırmaz ve kolçaklarından güç alarak ayağa kalkmak dizlerinize hiç yük bindirmez. Dezavantajı ise bagajda devasa bir yer kaplamalarıdır.
Eğer kampa sırt çantanızla, motosikletinizle veya otostopla gidiyorsanız, o devasa sandalyeleri taşıyamazsınız. Sizin çözümünüz, çadır polleri (çubukları) gibi birbirine geçen şok kordonlu alüminyum iskelete sahip “Ultra Hafif” (Ultralight / Spider tipi) sandalyelerdir. Toplandığında bir litrelik su şişesi kadar yer kaplayan ve ağırlığı 1 kilonun altında olan bu sandalyeler, havacılık sanayisinde kullanılan (7075-T6) alüminyumdan üretilir. Kurulumu saniyeler sürer. Ancak bu sandalyelerin ağırlık merkezi yere çok yakındır. İçine gömülürsünüz ve ayağa kalkmak, özellikle diz problemi yaşayanlar için ciddi bir efor gerektirir.
2. Zemin Fiziği: Çamura Saplanan Ayaklar ve “Tenis Topu” Tüyosu
Ultra hafif (örümcek tipi) bir sandalye aldınız ve göl kenarında yumuşak toprağa kurdunuz. Oturduğunuz an sandalyenin arka iki ayağı toprağa bir mızrak gibi saplanır ve siz sırt üstü geriye düşersiniz. Bu durum, ince alüminyum ayakların uçlarındaki küçük plastik pabuçların, 80 kiloluk bir ağırlığı yumuşak zemine (çamur, kum veya kar) dağıtamamasından kaynaklanır (Basınç = Kuvvet / Yüzey Alanı).
Bu fiziksel sorunu çözmenin iki yolu vardır. Birincisi, üreticilerin sattığı ve sandalyenin dört ayağına geçirilen, yüzey alanını genişleten “Ground Sheet” (Zemin Örtüsü) veya “Kar Paleti” adı verilen fileli bezleri kullanmaktır. İkincisi ve asıl bushcraft tüyosu ise Tenis Topu yöntemidir. Evdeki eski tenis toplarına “X” şeklinde küçük birer kesik atın ve sandalyenizin ayaklarına geçirin. Tenis topları yüzey alanını inanılmaz derecede genişletir, sandalyenin yumuşak kuma saplanmasını sıfıra indirir ve en çamurlu arazide bile sizi bataklıktan kurtarır. Üstelik çadırınızın zemin örtüsünü (footprint) yırtmanızı da engeller.
3. Kumaşın Nefesi ve Rüzgarın İhaneti
Sandalyenin iskeleti kadar, sizi saran kumaşı da konforunuzu belirler. Genellikle dayanıklılık için 600D (Denye) veya daha kalın polyester kumaşlar kullanılır. Eğer sürekli yaz kamplarına, deniz kenarlarına gidiyorsanız, sandalyenizin sırt ve yan bölümlerinin mutlaka “Mesh” (File) kumaştan olmasına dikkat etmelisiniz. File kumaş, rüzgarın sırtınızdan geçmesine izin vererek terlemenizi engeller.
Ancak bir kış veya sonbahar kampçısıysanız, o hava alan file kumaş sizin en büyük düşmanınız olur. Kamp ateşinin karşısında önünüz kavrulurken, arkanızdan esen dondurucu rüzgar file kumaştan geçerek böbreklerinizi üşütür. Kış kampçıları her zaman tamamen kapalı, kalın kumaşlı sandalyeleri tercih etmeli veya fileli sandalyelerine oturduklarında sırtlarına mutlaka yalıtımlı bir örtü (küçük bir polar veya koyun postu) sermelidir.
4. Boyun Desteği (Highback) İllüzyonu
Birçok kampçı, boyun ağrısı çekmemek için sırt kısmı kafanın üzerine kadar uzanan “Highback” (Yüksek Sırtlı) sandalyeleri tercih eder. Teoride harika görünse de, bu sandalyelerin içine oturduğunuzda sırtınız o kadar geriye yatar ki, karşınızdaki manzarayı veya ateşi görmek için boynunuzu sürekli öne doğru bükmek (zorlamak) zorunda kalırsınız.
Eğer çadırda kitap okuyacak veya yıldızları izleyip uyuklayacaksanız yüksek sırtlı sandalyeler harikadır. Ancak kampın büyük bir çoğunluğu aktif geçer; ateşle uğraşırsınız, yemeğinizi yersiniz, arkadaşlarınızla sohbet edersiniz. Bu aktif duruşlar için boynunuzu serbest bırakan, omuz hizasında biten standart sandalyeler omurga ergonomisi açısından çok daha sağlıklı ve aktiftir.
Son Söz: Ateşin Başındaki Tahtınız
Kamp sandalyesi, doğadaki oturma odanızdır. Ucuz ve dayanıksız bir sandalye sadece belinizi ağrıtmakla kalmaz, aynı zamanda doğanın ortasında kırıldığında çöpe atamayacağınız için evinize kadar taşımak zorunda kalacağınız bir plastik yığınına dönüşür.
Sandalye alırken mağazada sadece birkaç saniye oturup kalkmayın. İçine oturun, ayaklarınızı uzatın, hayali bir bardağı yerden almaya çalışın. Doğadaki o uzun gecelerde, ateşin çıtırtısını dinlerken vücudunuzun tamamen gevşeyebilmesi, sandalyenizin sizin anatomik sınırlarınıza ne kadar saygı duyduğuyla ölçülür.
Omurganız dik, manzaranız eşsiz olsun.



